irfan

 

PROMOSYONUN SAHİBİ KİM? KURUM MU, BANKA MI, PERSONEL Mİ?

BANKA PROMOSYONU: PAZARLIK KONUSU DEĞİL, KAMU KAYNAĞIDIR

Kamu çalışanlarının maaşlarının bankalar aracılığıyla ödenmesi karşılığında kurumlara ödenen “banka promosyonu”, çoğu zaman sadece “kaç para aldık?” sorusuna indirgenmiş durumda. Oysa promosyon, basit bir pazarlık kalemi değil; kamu kaynağının kullanım biçimini doğrudan ilgilendiren, mevzuatla çerçevesi çizilmiş bir mali haktır.

2007/21 sayılı ve 20.07.2007 tarihli Başbakanlık Genelgesi ile kamu kurum ve kuruluşlarında maaş ödemelerine aracılık edecek bankanın, üç kişilik bir komisyon eliyle teklif toplanarak belirlenmesi, personel lehine azami promosyon tutarına ulaşılması ve uygulama birliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Sonrasında yayımlanan 2008/18 ve 2010/17 sayılı genelgelerle de bu çerçeve güçlendirilmiş, promosyon tutarının tamamının personele dağıtılması ilkesi açıkça vurgulanmıştır.

Yani kâğıt üzerinde resim nettir:

–Banka promosyonu, bir “ek gelir” gibi kapalı kapılar ardında paylaşılacak bir havuz değildir.
– Bu tutarın tamamı çalışanlara aittir ve şeffaf, rekabetçi bir süreçle belirlenmelidir.

İHALE YAPMADAN, REKABET OLUŞTURMADAN PROMOSYON OLMAZ

Sahadan bize ulaşan en büyük şikâyetlerden biri şudur:

“Bakanlığın bir bankayla yaptığı protokole dayanarak, il düzeyinde ihalesiz, pazarlıksız, bize sorulmadan promosyon anlaşması yapıyorlar.”

Oysa 2007/21 sayılı Genelge çok açık bir hüküm getiriyor: Maaşların hangi banka aracılığıyla ödeneceği; kurulacak komisyon tarafından, istekli bankalardan teklif alınmak suretiyle belirlenmelidir.

Yani:

– Birden fazla bankadan yazılı teklif alınmadan,

– Bu teklifler kıyaslanmadan,

– Personel lehine en avantajlı teklif ortaya konmadan,

“Bakanlık zaten şu bankayla anlaşmış, siz de mecburen onu kullanacaksınız” demek; genelgenin ruhuna da, kamu yararı ilkesine de aykırıdır.

Üstelik promosyon, sadece kişi başına düşen çıplak rakamdan ibaret değildir.
Protokol süresi (3 yıl mı, 5 yıl mı?), kapsama giren ödemeler (sadece maaş mı, nöbet, icap, ek ödeme, teşvik vb. dahil mi?), yeni başlayan personelin dahil edilip edilmediği, emeklilerin ve işçilerin bu protokolden nasıl yararlandığı gibi unsurlar da birlikte değerlendirilmelidir.

Kısa vadede “yüksek gözüküyor” diye imzalanan, ama uzun vadede enflasyon karşısında eriyen protokoller; kamu zararına ve çalışan aleyhine sonuçlar doğurmaktadır.

PROMOSYONUN SAHİBİ KİM? KURUM MU, BANKA MI, PERSONEL Mİ?

Promosyonun hukuki niteliği tartışılırken önemli bir nokta daha var: Kamu kurumları ile bankalar arasında yapılan promosyon sözleşmeleri, uygulamada “üçüncü kişi yararına sözleşme” niteliğini taşımaktadır. Yani sözleşmenin tarafları kurum ve banka olsa da; promosyonun doğal ve nihai muhatabı, maaşları o banka üzerinden ödenen çalışanların kendisidir.

Nitekim 2010/17 sayılı Genelge ile 2007/21 sayılı Genelge’nin 4. maddesi değiştirilmiş ve “banka tarafından verilecek promosyon miktarının tamamı personele dağıtılacaktır” hükmü açıkça getirilmiştir.

Bu noktada şu soru son derece kritik:

SAĞLIK ÇALIŞANLARI AÇISINDAN PROMOSYON: YÜKSEK RİSK, DÜŞÜK ŞEFFAFLIK

Sağlık alanında promosyon konusu daha da hassastır. Çünkü:

–On binlerce çalışanın maaşı tek bir protokol üzerinden bankaya bağlanmakta,
–Protokol tutarı milyonlarca, hatta kimi yerlerde milyarlarca lirayı bulabilmekte,
– Ancak sözleşme süreçlerine çoğu zaman ne çalışan ne de sendika dâhil edilmektedir.

Uygulamada gördüğümüz tablo şudur:

– İdare, kapalı kapılar ardında, çoğu zaman sadece kendi belirlediği dar bir komisyonla görüşmeler yapmakta,
–Bazı illerde ihale kültürü ve rekabet mekanizması neredeyse tamamen devre dışı bırakılmakta,
– Protokol şartları personele açık, anlaşılır ve karşılaştırılabilir şekilde sunulmamaktadır.

Bu durumda hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de çalışan hakkının korunması ciddi biçimde tartışmalı hale gelmektedir.

SENDİKA OLARAK NEREDE DURUYORUZ?

  1. ŞEFFAFLIK TALEP EDİYORUZ

Promosyon protokollerinin hazırlanma, teklif alma ve değerlendirme süreçlerinin; çalışan temsilcilerine ve sendikalara açık olmasını istiyoruz. Hangi bankadan, hangi kriterle, hangi gerekçeyle teklif alındığı ve neden tercih edildiği şeffaf olmalıdır.

  1. REKABET VE İHALE İLKESİNİN UYGULANMASINI ZORLUYORUZ

2007/21 sayılı Genelge ve devamındaki düzenlemelerin gereği olarak, birden fazla bankadan teklif alınmasını, açık ve yazılı tekliflerin komisyon tutanağına bağlanmasını talep ediyoruz. “Üst protokol var, sizin ihaleye çıkmanıza gerek yok” anlayışının karşısındayız.

  1. .GEREKTİĞİNDE YARGI YOLUNA BAŞVURMAKTAN ÇEKİNMİYORUZ

Açık kamu zararı riski taşıyan, ihalesiz yapılan veya çalışan aleyhine açık dengesizlik içeren promosyon protokollerine karşı hukuki süreçleri işletiyoruz. Sayıştay denetimi, dilekçe ve başvurular, CİMER ve yargı yolları dâhil olmak üzere tüm hukuki enstrümanları kullanmakta kararlıyız.

SON SÖZ: PROMOSYONU DEĞİL, HAKKI KONUŞALIM

Bugün promosyon tartışmalarında odak çoğu zaman “kaç lira aldık, komşu il ya da diğer kurum kaç lira aldı?” eksenine sıkışıyor. Oysa bizim asıl sormamız gereken sorular şunlar:

Bu süreç mevzuata uygun mu yürütüldü?

Rekabet sağlandı mı, en iyi teklif gerçekten alındı mı?

Bu protokol, önümüzdeki birkaç yılın ekonomik koşullarına göre çalışanı koruyor mu?

Biz bu soruları sormaya, yanıtlarını takip etmeye ve gerektiğinde hukuki mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.

Çünkü banka promosyonu bir lütuf değil; emeğiyle ayakta duran her bir sağlık çalışanının, her bir kamu emekçisinin alın teriyle hak ettiği meşru bir mali haktır.

Ve biz, bu hakkın tek kuruşunun dahi heba edilmemesi için buradayız.